Haber

Kılıçdaroğlu bir mektupla halka seslendi: Önce devleti tamir edeceğiz.

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, seçimden üç gün önce Cumhuriyet gazetesine yazdığı mektupta amaçlarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu mektubunda, “İnşallah Cumhuriyetin ikinci yüzyılında büyük bir demokrasi projesini hayata geçireceğiz. Çoğulcu, demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek ve gelecek nesillere bu değerleri emanet etmek istiyoruz. Bunu güçlenerek yapacağız. toplum, devleti onarmak ve kurtarmak.”

Kılıçdaroğlu’nun mektubu şöyle:

“Yolda birlikteyiz. Sizlerle birlikte yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Bizi özgürlüğe, adalete, refaha ve uluslararası saygınlığa taşıyacak yeni bir dönemin kapılarını hep birlikte aralıyoruz.” 14 Mayıs’ta o kapıdan geçip yeni dönemin inşasını hep birlikte gerçekleştireceğiz.

Yolumuz engebeli ama hiçbiri bizi, hayallerimizi, gücümüzü ve birlikteliğimizi engelleyecek kadar güçlü değil. Dünyanın geldiği nokta elbette ki işimizi kolaylaştırmıyor ama bize büyük fırsatlar da sunuyor. Çünkü biliyoruz ki, demokrasiyi, katılımcı karar sistemini, yaratıcılığı teşvik eden bir özgürlük tabanını ve kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışını ülkeye koyabilirsek önümüzde hiçbir engel kalmaz.

GEÇMİŞTEN DERS ÇIKARACAĞIZ

Ne dünya kardeşliğinin hayali ve naif söylemleri, ne de yiğitlikle örülmüş içi boş süslemeler bize yol gösteremez. Geçmişe takılmamak; Anlamaya, öğrenmeye, ders almaya bakıyoruz. Gözümüz gelecekte. Bu bağlamda öncelikle gerçekçi bir dünya ve Türkiye analizinden yola çıkmalıyız. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve terörün ortadan kalkmasıyla istikrarın, demokrasinin, barışın, hukukun üstünlüğünün ve refahın yaygınlaşacağı ve küresel bir cennetin yaşanacağı umuluyordu. Ama o cennet hiç gelmedi; Gerginlikler, savaşlar, iç savaşlar artarak devam etti. İklim, güç, gıda ve su krizi, terörizm, göç, siber saldırılar, asimetrik savaşlar, şirketleşmiş ordular gibi yeni zorluklarla karşı karşıyayız. Üstelik milyonlarca insanın ölümüne neden olan pandemide gördük ki elimizdeki imkanlar ve savunma mekanizmaları bu sorunlarla baş etmeye yetmiyor.

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzereyken, dünya hala istikrarsız ve inanılmaz. Belirsizlik ve endişe küreselleşiyor. Çare içe dönüklük, çıkarcılıktır; küresel sorunlar karşısında kaçış yolları üreterek kendini kandırmamak. Küresel sıkıntılar, küresel muadilleri nedeniyle bizleri küresel iş birliğine davet etmektedir. Bu da karşılıklı anlayış, özveri, inanç ve akılcı bir çabanın birlikte sürdürülmesi demektir. Önümüzdeki dönemde Türkiye bu ortaklığın taşıyıcı güçlerinden biri olacaktır. Küresel sorunların analizi ekonomik, kültürel ve siyasi bir yeniden yapılanma faaliyetidir ve Türkiye bu inşa faaliyetinde yerini alacaktır. Üniversiteleri, bilim adamları ve yeni nesil siyasetçileriyle.

GENEL BİR BAKIŞ MİLLİYETÇİLİK

Dünyanın bir parçası olmak bir gönül işidir; özgüven gerektirir. Erkeklik ile yoğrulmuş, kendinden menkul yönetimlerin ücreti değildir. Nitekim bugün birçok ülkede dünyayı anlamaktan uzak, dar ve pazarlık kalıplarına sığınmış, hayali düşmanlar üreterek ayakta kalmaya çalışan yönetimler bulunmaktadır. Kuşatıcı ve zenginleştirici bir milliyetçiliği bu ülkelerde bulamazsınız. Aksine toplumu bölen, iç düşman yaratan, kutuplaştıran ilkel bir milliyetçiliğin yeniden dirilişine tanık oluyorsunuz. Çünkü bu ülkelerde hükümetler ancak sanal gerçeklikler ve zıtlıklar sayesinde ayakta kalabiliyor. Bizim ülkemiz de çok farklı değil; toplum kamplara bölündü. Kültürel kimlikler arasında sahte hiyerarşiler yaratıldı. Toplum içinde ayrım çizgileri üretilerek kuşatıcı bir yurttaşlık inşasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Hayalim, ülkemizde kimsenin kendini dışlanmış ve dışlanmış hissetmediği, herkesin açgözlülükle paylaşma duygusunu yaşadığı, demokratik bir işleyiş içinde ve hukuken kayıt altına alınmış bir devlet-toplum ilişkisi kurmaktır. Hiç şüphe yok ki bu, devletin evrensel unsurlar üzerinde yeniden inşası anlamına gelmektedir. Nedir bu evrensel ilkeler? Bu ilkeleri başka ülkelerden ve kültürlerden almak zorunda değiliz. Bu ilkeler, sahip olduğumuz ancak takdir etmediğimiz yol gösterici nitelikler olarak kendi tarihimizde var olur. Toplumun hizmetkarı olduğunu bilen, toplumsal denetime kendini açan, karar sistemlerine toplumu davet eden bir devlet. Şeffaflığa önem veren ve hesap verebilir bir devlet. Millet İttifakı’nın değerli paydaşları, yol arkadaşlarım; Siyasi partilerle birlikte bu devlet anlayışını kalıcı hale getireceğiz.

BU BİZİM DEVLET GELENEĞİMİZ DEĞİL

Devlet yozlaştığında toplum kişiliksizleşir ve karakterini kaybeder. Rant üretip kendi içinde bölüştüren, illegal yapılarla birleşmekten çekinmeyen bir devlet, başlı başına bir beka meselesidir. Yolsuzluğu doğal kabul eden, normalleştiren ve yayan bir devlet, toplum için bir engeldir. Ancak bu bizim devlet geleneğimiz değil. Ne Osmanlı’da ne de Cumhuriyet’te… Mevcut iktidarın rant, iktidar sevdası, yandaşını kollaması, liyakate bakmaması devlete girmiş bir virüstür. İhale-rüşvet mekanizması, toplumsal servetin kapalı kapılar ardında hukuksuzca dağıtılması, mafya unsurlarının devlete girmesi ve tüm bunların yanı sıra iktidar yanlılığının meslekleşmesi yolsuzluğu topluma yayarak bir salgın haline getiriyor. .

BİLİM TEMEL OLACAK

Bu yolsuzluk derhal durdurulmalıdır. Bunun için de devlete ihtiyaç var; Siyaset devletle birlikte çalışmalı ve onu doğru yola sevk etmelidir. Bu mümkün! Çünkü karşı karşıya olduğumuz sadece bu gücün ürettiği ve gündeme getirdiği yozlaşmış unsurlar değildir. Devlet içinde hâlâ fedakar, bilgili, onurlu, nitelikli, nitelikli ama sessiz kalmaya mahkum bir çoğunluk var. Yeni bir devlet anlayışı bu ana damar üzerine inşa edilecektir. Şu anda devlet adına yapılanlardan kimse korkmasın! Kamu bürokrasisinin her kademesinde yetkin ve kalifiye ekiplere görev verilmesi beklenmektedir. Bu vatansever takımlarla ve onlara katılacak yeni isimlerle kurumlar yeniden inşa edilecek. Nepotizmi, yani nepotizmi, kayırmayı, kayırmayı, akraba ve dostları devletten çıkaracağız. O zaman yine devlete ve herkesin durumuna hürmet edilir.

TEK ADAM SİSTEMİ BİTECEK

Yolsuzluğun, bilimin, aklın, liyakatin yok sayılmasının bedelini halkımız ödüyor. İşte son sarsıntıda yaşananlar; Her an bir deprem olabileceğini, beklenen gücünü ve yaratacağı yıkımı bilen ama önlem almayan, sonra da bunu ‘kader oyununa’ bağlayan, maneviyata dokunmaktan aciz bir sorumsuzluk ve cehalet abidesi. kaybolan canların geride bıraktığı kumaş ve kalpler; inşa etmenin şifa için yeterli olduğunu düşünen bir görüş. Uzun uzun açıklamama gerek var mı? Kızılay’ın depremzedelere yardım etmek yerine depremzedelere yardım eden, yöneticileri birbiriyle akraba olan sivil toplum kuruluşlarına çadır ve erzak satması her şeyi anlatıyor.

Bu nedenle güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilgi paylaşımı, karar vermede çoğulculuğu sağlamak, hiyerarşiyi azaltmak, liyakati idari sisteme geri döndürmek ve devleti yolsuzluktan kurtarmak için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için. Daha esnek ve daha etkili bir müdahale sistemi üretmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı iyileştirmek. Yapmayı bir beceri sanan ama o binaların altında canlar bırakan bu tek kişilik sistemi 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygılı, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşlarımıza inisiyatif veren, onları yaşadıkları şehirde karar almaya davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.

EKONOMİ NİTELİKLİ ELLERE VERİLECEK

Seçimden sonra tıpkı ana şehirlerimiz gibi enkaza dönmüş bir ekonomiyi devralacağız. Ancak görevi üstlendiğimiz gün ekonomik enkazın prestijiyle nasıl toparlanmaya başladığını göreceksiniz. Vatandaşlarımızı her geçen gün daha da yoksullaştıran mevcut irrasyonel ekonomi anlayışını ortadan kaldıracağız. Miras kalan savurganlığıyla kendi kaynaklarımızı tüketen, üç beş ülkenin sadaka olarak verdiği paralarla günü geçirmeye çalışan bu yönetimden kurtulacağız. Ve ilk günden itibaren ekonomi yönetimini ehil ellere teslim edeceğiz.

Ülkeyi “yerli ve milli” diyerek yolsuzluğa ve adaletsizliğe mahkum ettiler. Hem yerelliği hem de milliyeti suistimal ettiler. Siyasi güç ve ekonomik rant elde etmek için bu varlıkları bir kılıf olarak kullandılar. 14 Mayıs’tan sonra yerellik çoğulcu, çok renkli kimliğine kavuşacak. Milliyet, toplum üzerinde bir tahakküm olmaktan çıkacak ve tüm vatandaşların ortak ideali olarak kapsayıcı bir nitelik kazanacaktır. Yerliliği ve milliyeti insan haklarıyla kozmik maliyetler pahasına bütünleştiren bir demokrasiye geçeceğiz. Çünkü demokrasi sadece sandıkla, seçimle ve siyasi partilerle sağlanamaz. Demokrasi, devletten korkmayan ve onu yanında hisseden yurttaş demektir. Demokrasi, kendisini etkileyen tüm kararlardan haberdar olma ve alınacak kararları etkileme hakkına sahip olan ve bu hakkını korkusuzca kullanan yurttaş demektir. Demokrasi, itiraz hakkını kimseye teslim etmeyen yurttaş demektir. Demokrasi, ideolojik vesayet kurma girişimlerine boyun eğmeyen, sorgulayan ve eleştiren özgür yurttaş demektir. Türkiye’yi dünyanın zirvesine taşıyacak, saygın bir ülke yapacak ve küresel kararlarda söz sahibi yapacak olan budur.

14 Mayıs’tan sonra dış politika, komşu ve dost ülkelerle sinerjik bir biçimde ulusal çıkarları artırmaya hizmet edecektir. Komşularımızın Türkiye’nin çıkarlarını savunduğu ve savunmayı tercih ettiği bir dış politika sahası inşa edeceğiz. Bölgemizde oluşturacağımız iş birliğinin derinleşmesi Türkiye’yi lafta değil gerçek anlamda bölge başkanı yapacaktır.

Savunma sanayi bu süreçte özel bir rol oynuyor. Savunma sanayi, dış politikada ülkenin elini rahatlatan, prestijini artıran bir unsurdur. Üretilen silah ve araçlar kadar savunma sanayisinin de özgül yükü artmakta, ülkeler arasında istikrarın sağlanması ve beklenen adaletsizliklerin önüne geçilmektedir. Teknolojisini üretmek için savunma sanayisini büyütmeliyiz. Bu bağlamda Türkiye’nin küresel bilim ve teknoloji fırsatlarını kullanabilen, rekabetçi bir savunma sanayiine ihtiyacı var. Bu hedef doğrultusunda, Türkiye’de küresel bilim ve teknoloji olanaklarını kullanabilen, rekabetçi bir savunma sanayii oluşturacağız.

Evet, insanımızın sağduyusuna, öngörüsüne, gönül zenginliğine, yaratıcılığına, girişimci dinamizmine, paylaşma ve dayanışma ruhuna güveniyoruz. Bunları öne çıkaran, insanımızın özgür iradesinden ve yaratıcılığından beslenen bir demokrasi inşa etmek ve toplum olarak kendi kaderimizi kendi elimize almak istiyoruz. Ülkemizle gurur duymak, çocuklarımıza hak ettikleri tüm imkanları sunmak ve hayatın tadını hep birlikte çıkarmak istiyoruz. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, solcu, sağcı; Tüm kimlikleri yüz yüze değil yan yana koyuyoruz. Herkesin kendisini bu ülkenin eşit ve değerli bir paydaşı olarak hissetmesini amaçlıyoruz. Çeşitliliği bir engel olarak değil, ülkemizin küresel arenadaki gücünü, refahını ve prestijini artıracak itici bir güç olarak görüyoruz. Kapsayıcı, kapsayıcı bir vatandaşlık hayalinin peşinden gidiyoruz. Bunu başaracağımızdan hiç şüphemiz yok. Demokrasiyi tüm kurumlarıyla hayata geçireceğiz. Ne yaparsak yapalım, kapsayıcılık, açıklık, şeffaflık ve dürüstlükle yapacağız.

HİÇ KİMSE HARİÇ OLMAYACAK

İnşallah Cumhuriyetin ikinci yüzyılında büyük bir demokrasi projesini hayata geçireceğiz. Çoğulcu, demokratik bir Türkiye inşa etmek ve bu bedelleri gelecek nesillere emanet etmek istiyoruz. Bunu toplumu güçlendirerek ve devleti restore ederek yapacağız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında da bu topraklarda, bu eşsiz vatanda hep birlikte barış ve huzur içinde yaşayacağız. Bu ülkede hiç kimse bu barış ve huzur birlikteliğinden dışlanmayacak; Bir kişi bile kendini dışlanmış hissetse, ülkenin temel beka sorunu olan “millet” idealimizi yarım bırakmış oluruz.

14 Mayıs sadece benim, partimin veya Millet İttifakı’ndaki yoldaşlarımın başarısı olmayacak. Yeni bir vatandaşlık ve devlet anlayışı, ekonomiden sağlık ve eğitime akılcı bir toplumsal sıçrama, Türkiye’nin küresel düzeyde saygın bir ülke haline gelmesinin de başlangıç ​​noktası olacaktır. (KAYNAK)

haber-gebze.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu